2026'da Beyazperdede Heyecanla Beklenen Filmler
Sinema salonlarının büyüsüne inananlar için 2026, sıradan bir takvim yılından çok daha fazlasını vadediyor. Edebiyat klasiklerinin gotik ve modern yorumlarla yeniden doğduğu epik bir döneme giriyoruz. Denis Villeneuve’ün çöl destanından, Maggie Gyllenhaal’ın punk-romantizmine kadar uzanan geniş bir spektrum var önümüzde. Patlamış mısırınızı değil, sinema tutkunuzu hazırlayın. İşte bu yıl biletini şimdiden ayırtmak isteyeceğiniz, hem gişenin hem de sanatın nabzını tutacak o yapımlar.
Dune Part III
‘’Çölün son sözü henüz söylenmedi.’’
Frank Herbert’in "uyarlanamaz" denilen evrenini sinemanın en görkemli operasına dönüştüren Villeneuve, üçlemeyi tamamlamak için geri dönüyor. Paul Atreides’in (Timothée Chalamet) yükselişinin ardından gelen o karanlık ve kaçınılmaz düşüşü izleyeceğiz. Bu kez savaş meydanlarından çok, saray entrikaları ve bir "Mesih" olmanın getirdiği o korkunç yalnızlık ön planda.

Michael
“Popun Kralı’nın maskesinin ardı.”
Michael Jackson’ın sadece sahne ışıklarını değil, karanlıkta kalan insani yanlarını, dehasını ve trajedilerini Antoine Fuqua’nın gerçekçi objektifinden izleyeceğiz. Başrolde Michael’ın öz yeğeni Jaafar Jackson var. Setteki herkes, Jaafar’ın sadece dans etmekle kalmayıp, Michael’ın o kendine has, kırılgan beden dilini ürkütücü bir doğallıkla yansıttığını söylüyor.

Nuremberg
“Tarihin en büyük psikolojik düellosu.”
Nazi savaş suçlularının yargılandığı Nürnberg Mahkemeleri’ni konu alan bu film, bir mahkeme dramasından öte, iki adamın zeka savaşına odaklanıyor. Amerikalı psikiyatrist Douglas Kelley (Rami Malek) ile Nazi Hermann Göring (Russell Crowe) arasındaki o gerilimli ilişki, Mindhunter tadında bir sinema şöleni vadediyor. Film, Jack El-Hai’nin "The Nazi and the Psychiatrist" kitabından uyarlandı. Yani izleyeceğiniz diyalogların çoğu kurgu değil, tutanakların ta kendisi.

Spiderman Yepyeni Bir Gün
“Maskenin ardında artık tek bir yüz var.”
Tom Holland’ın Peter Parker’ı, No Way Home finalinde herkes tarafından unutulmuştu. Artık Stark teknolojisi yok, Avengers desteği yok. Sadece kirasını ödemeye çalışan, üniversiteli ve yalnız bir Peter var. Bu film, karakteri "Sokak seviyesi" köklerine döndürüyor. Daredevil ile yollarının kesişmesi muhtemel, daha olgun ve melankolik bir Spidey bekleyin.

The Bride!
“Frankenstein’ın gelini hiç bu kadar punk olmamıştı.”
1930’ların klasik korku hikayesini alıp, Christian Bale (Frankenstein) ve Jessie Buckley (Gelin) ile absürt, romantik ve punk bir dönem filmine çevirmek mi? Evet, lütfen. Gyllenhaal’ın The Lost Daughter’daki o tekinsiz yönetmenlik becerisi, bu kez gotik bir aşk hikayesinde vücut buluyor. Film, klasik korku filmi olmaktan çok, kadın özgürlüğü ve yaratılış üzerine anarşist bir anlatı niteliğinde.

Drama
‘’Zendaya ve Robert Pattinson. Başka söze gerek var mı?”
Dream Scenario ve Sick of Myself ile modern toplumun narsisizmini en rahatsız edici (ve komik) şekilde yüzümüze vuran Borgli, şimdi en büyük projesiyle geliyor. Zendaya ve Pattinson’ı bir araya getiren film, yine şöhret kültürü ve modern ilişkiler üzerine sürrealist bir kabus-komedi vadediyor. Senaryonun, izleyiciyi sürekli "bu gerçek mi yoksa rüya mı?" ikileminde bırakacak, bol virajlı bir yapıya sahip olduğu söyleniyor.

Uğultulu Tepeler
“Aşk değil, saplantı. Tutku değil, intikam.”
Saltburn ve Promising Young Woman ile izleyiciyi kışkırtmayı seven Emerald Fennell, Emily Brontë’nin klasik eserine el atıyor. Margot Robbie (Catherine) ve Jacob Elordi (Heathcliff) seçimleri şimdiden tartışma yarattı bile. Fennell’ın, kitabın o vahşi, çamurlu ve toksik doğasını saf gotik bir şiddetle anlatması bekleniyor. Bu versiyonun, bugüne kadar çekilmiş en "rahatsız edici" ve erotik gerilimi yüksek Uğultulu Tepeler uyarlaması olacağı kesin.

Hizmetçi
“Kapalı kapılar ardında kimse masum değildir.”
Freida McFadden’ın tüm dünyayı kasıp kavuran, ters köşe garantili romanı nihayet beyazperdede. Başrollerde Sydney Sweeney ve Amanda Seyfried’in olduğu film, klasik bir "çalışan-işveren" geriliminden çok daha fazlası. Hitchcockvari bir atmosfer, klostrofobik bir ev ve her sahnesinde "acaba?" dedirten bir kedi-fare oyunu. Kitabı okuyanlar sonunu bildiğini sanıyor ama senaristlerin finalde sinema izleyicisi için "ekstra" bir sürpriz hazırladığı konuşuluyor.

