Aradığınız Konu ?

Bu Ay BeStyle'da Güzide Duran Var!

Bu Ay BeStyle'da Güzide Duran Var!

Güzide; dış güzelliğinin içinde yatan apayrı bir güzelliğe sahip, duygusal ve dingin tarafıyla da fark etmeden öğreticiliği seçmiş çok hoş bir kadın. Yılların ses getiren mankeni, tüm kadınların hala imrenerek baktığı Güzide Duran... Güçlü, konfor alanına düşkün, sınırlarını çizmeyi başarabilen iddialı bir isim. En az onun kadar iddialı olan Nihat Odabaşı ile birlikte güçlerini birleştirerek şahane bir çekime imza attılar. Bu enerjiyi ve estetiği siz de doyasıya hissedeceksiniz. Bu bahar, hepimize şans getirecek, inanıyoruz!

 

RÖPORTAJ TUĞÇE ORÇUNUS

FOTOĞRAF NİHAT ODABAŞI

STYLING ELİF KARCI

SAÇ MEHMET BAYRAKDAR

MAKYAJ AKGÜN MANİSALI

BACKSTAGE VİDEO SAMET DEMİRHAN
FOTOĞRAF ASİSTANLARI ABDULLAH ÇALIKAYA, ATA KOPARIR
STYLING ASİSTANLARI ULAŞ BERAT MERAL, BELİZ ALARA, İNCİ YAĞCI

PERUKLAR PLATIN PROFESSIONAL

MEKAN TARABYA OTEL

MENAJERLİK SELİN BORONKAY

DİJİTAL İÇERİK DİREKTÖRÜTUĞÇE ORÇUNUS

KURUMSAL İLETİŞİMMUKADDES KAYA

DİJİTAL İÇERİK EDİTÖRÜYAĞMUR ÖZER

Son dönemlerin en gözde isimlerinden birisin Güzide. Türkiye'ye dönüşünle beraber yine eskisi gibi esip, kavuran Güzide'yi görmek çok keyifli. Nasıl bir dönemdi yurt dışında yaşam, yepyeni bir hayat düzeni?

Teşekkür ederim, gerçekten çok güzel bir soru. Yurt dışı benim için hem bir kaçış hem de bir uyanıştı. Türkiye’den uzak kalmak ilk başta özgürlük gibi hissettirdi; kimsenin seni tanımadığı bir yerde sıfırdan bir düzen kurmak insana cesaret veriyor. Ama bir yandan da insan, köklerinin nerede olduğunu daha net anlıyor. Yepyeni bir hayat kurmak; dili, kültürü, insan ilişkilerini yeniden öğrenmek demekti. Konfor alanımın dışına çıktım, yalnız kaldım, güçlendim. En çok da kendimi tanıdım. Orada Güzide sadece “güçlü kadın” değildi; kırılan, sorgulayan, büyüyen bir kadındı. Şimdi Türkiye’ye dönüşümle birlikte o deneyimlerin hepsi bana başka bir derinlik kattı. Eskisi gibi esip kavurmak belki dışarıdan öyle görünüyor ama aslında bu kez daha bilinçli, daha seçici ve daha sağlam adımlarla ilerliyorum. Yurt dışı bana şunu öğretti: İnsan nereye giderse gitsin, en büyük yolculuk yine kendi içine.
 

Burada çok ses getiren işlerde yer alan bir isim iken, kendi kabuğuna çekildiğin upuzun bir hayat seni hem beslemiş hem de dinginleştirmiş diye gözüküyor karşıdan. Doğru mu bu?

 

Kesinlikle doğru. Dışarıdan bakıldığında “kabuğuna çekilmek” gibi görünen o dönem, aslında benim en çok büyüdüğüm zamandı. Çok ses getiren işlerin, alkışın, görünürlüğün içinden bir anda sessizliğe geçmek kolay değildi. Ama o sessizlik beni besledi. Yurt dışında, Türkiye’den uzakta geçirdiğim o uzun süreç; egonun değil, özün konuştuğu bir dönemdi. Kim olduğumu unutmadan, kim olmadığımı da fark ettiğim bir aralık… Evet, dinginleştim. Çünkü artık bir şeyleri ispat etme telaşım yok. Kendimle daha barışık, daha seçici, daha sabırlıyım.
Belki eskisi kadar gürültülü değilim ama çok daha derinim. Ve bazen insanın en büyük gücü, sessizliğinden geliyor.
 

Zaten dönüşünle beraber hemen televizyonda izlemeye başladık seni, tüm güzelliğinle. Senin için nasıl bir başlangıç oldu bu tv yarışması?

 

Çok heyecanlı ve bir o kadar da anlamlı bir başlangıç oldu. Uzun bir aradan sonra yeniden ekran karşısına geçmek, üstelik bunu bir televizyon yarışmasıyla yapmak benim için ciddi bir meydan okumaydı. Çünkü televizyon başka bir tempo, başka bir disiplin ve çok daha görünür bir alan. İlk gün sette kalbimin ne kadar hızlı attığını hatırlıyorum. Ama kamera açıldığında şunu fark ettim: Aslında özlemişim. O enerjiyi, o adrenalini, izleyiciyle kurulan bağı… Bu yarışma benim için sadece bir proje değil; geri dönüşümün sembolü oldu. Daha olgun, daha dingin ama çok daha kendinden emin bir Güzide olarak ekrana dönmek… İşte asıl başlangıç buydu.
 

Şimdilerde bazı defilelerde boy göstermeye başladın yeniden. 2026 planlarında yine podyumlarda Güzide Duran fırtınası esecek mi dersin?

 

Açıkçası podyum benim için hiçbir zaman sadece yürümek olmadı; bir duruş, bir ifade biçimi, bir enerji meselesi oldu. Son dönemde yeniden defilelerde yer almak bana şunu hatırlattı: Bu sahne hâlâ beni heyecanlandırıyor. Işıklar, müzik, o ilk adım… İçimdeki o genç kız hâlâ orada. 2026 planlarıma gelince; evet, neden olmasın? Ama bu kez “fırtına” olmak için değil, iz bırakmak için yürümek isterim. Daha seçici, daha güçlü projelerde, gerçekten içime sinen işlerde yer almak önceliğim. Eğer doğru tasarımcılar, doğru vizyon ve doğru zaman bir araya gelirse… O zaman podyumlarda yine iddialı bir Güzide görmek sürpriz olmaz.

Eskiden sizin gibi mankenlerden oluşan şahane bir kadro vardı. Hala da her birinizin fiziği ve güzelliği bambaşka. Yine bir araya gelip, şahane işlerde yer alma gibi bir durum olabilir mi dersin? Mesela Türkiye'yi temsil edeceğiniz bir yurt dışı projesi?

 

O dönem gerçekten çok özeldi. Sadece fiziksel güzellik değil; disiplin, zarafet ve bir “ekol” vardı. Hepimiz farklı karakterlere sahiptik ama aynı ciddiyetle işimizi yapıyorduk. Yıllar geçse de o duruşun hâlâ korunuyor olması bence en kıymetlisi. Çünkü güzellik değişir, ama sahne hâkimiyeti ve profesyonellik kalır. Yeniden bir araya gelme fikri mi? Neden olmasın… Doğru bir vizyon, güçlü bir kreatif ekip ve gerçekten Türkiye’yi temsil edecek bir proje olursa, bu sadece nostalji değil; güçlü bir geri dönüş hikâyesi olur.
Özellikle yurt dışı ayağı olan, Türkiye’yi stil, zarafet ve kültürel zenginliğiyle anlatan bir moda projesi çok anlamlı olurdu. Çünkü artık sadece “güzel kadınlar” değil; deneyimi, hikâyesi ve ağırlığı olan kadınlar sahneye çıkıyor. Ve bazen en etkileyici sahne, yıllar sonra yeniden bir araya gelen güçlü kadınların sahnesidir.

80 doğumlusun ve 96 Best Model of Turkey birincisi olmuşsun. 16 yaşındayken yani. Resmen manken olmak, kaderinde yazılıymış diyebiliriz. Bu müthiş auranı nelere borçlu olduğunu düşünüyorsun?

 

16 yaş… Bugün dönüp baktığımda, o yaşta podyuma çıkmak hem cesaret hem de kaderin güçlü bir çağrısıydı. Best Model of Turkey birinciliği benim için sadece bir taç değil, çok erken yaşta omuzlarıma yüklenen bir sorumluluktu. “Aura” dediğin şeyin ise sadece fizikle ilgili olduğuna inanmıyorum. Elbette genetik bir avantaj, disiplin ve sahne hâkimiyeti var. Ama asıl mesele enerji. İnsan yaşadıklarıyla derinleşiyor. Zorluklar, kırılmalar, yeniden ayağa kalkmalar… Hepsi bakışa yansıyor. Ben o ışığı biraz cesarete, biraz çalışkanlığa, biraz da kadın olmanın içgüdüsel gücüne borçluyum. Kendini tanımaya başladıkça insanın enerjisi daha net, daha sakin ama daha etkili oluyor.
Belki de en büyük sır şu: Kendin olmaktan vazgeçmemek. Çünkü gerçek aura, rol yapmadığında ortaya çıkıyor.
 

Geriye dönüp baktığında kariyer geçmişine dair neler hissediyorsun?

 

Geriye dönüp baktığımda ilk hissettiğim şey, gurur. Çünkü çok genç yaşta başladığım bir yolculukta kolay olanı değil, çoğu zaman zor olanı seçtim. Disiplinli çalıştım, hata yaptım, öğrendim, yeniden denedim. Bir dönem çok hızlı aktı her şey; defileler, çekimler, seyahatler… İnsan o hızın içinde yaşadığını tam idrak edemiyor. Yıllar sonra durup baktığında anlıyorsun aslında ne kadar büyük bir emeğin içinden geçmiş olduğunu.
Elbette “şunu farklı yapabilirdim” dediğim yerler var. Ama pişmanlık değil onlar; olgunluk payı. Çünkü bugün sahip olduğum duruş, o deneyimlerin toplamı. En kıymetlisi de şu: Kariyerim sadece bir meslek yolculuğu değil, aynı zamanda bir kadın olarak büyüme hikâyem. Alkışın olduğu zamanları da, sessizliğin olduğu dönemleri de yaşadım. Ve ikisi de beni ben yaptı. Şimdi geçmişe baktığımda bir yarış değil, bir serüven görüyorum. Ve o serüvenin her adımıyla barışığım.

Hayatın sana bazen  “O eski ben değilim” dedirttiği oluyor mu? Bu durum da özellikle meslek hayatındaki motivasyonu etkiliyor mu?

 

Elbette oluyor. Zaten insan değişmiyorsa, büyümüyordur. “O eski ben değilim” dediğim anlar var… Ama bunu bir kayıp gibi değil, bir dönüşüm gibi görüyorum. Eskiden daha hızlı, daha hırslı, daha ispat odaklıydım. Şimdi ise daha bilinçli, daha seçici ve daha iç sesimi dinleyen biriyim. Bu değişim motivasyonumu azaltmadı; sadece yönünü değiştirdi.
Artık bir işi kabul ederken “Beni parlatır mı?” diye değil, “Beni anlatır mı?” diye düşünüyorum. Bu da meslek hayatında daha derin ama daha sağlam adımlar atmamı sağlıyor. Bence asıl güç, eski versiyonuna tutunmakta değil; her yeni versiyonunu cesaretle kabul edebilmekte. Çünkü kariyer dediğimiz şey de aslında insanın kendi iç yolculuğunun bir yansıması.

İki evlat dünyaya getirmene rağmen vücudunda hiçbir deforme yok gibi görünüyor. Bu kadar çıtır kalmayı, kusursuz bir fiziği korumayı cidden nasıl başarıyorsun? Artık yaş da ilerliyor çünkü...

 

Öncelikle şunu söyleyeyim; “kusursuz” diye bir şey yok. Kamera, ışık, doğru açı… Hepsi bir algı yaratıyor. Gerçek hayatta hepimizin değişen bir bedeni var. Evet, anne oldum ve bedenim de bu süreci yaşadı. Ama ben hiçbir zaman hızlı mucizelerin peşinden koşmadım. Disiplinli bir yaşam tarzı benim için anahtar oldu. Düzenli spor, kas kütlesini korumaya odaklı antrenmanlar, yürüyüş… Ve en önemlisi sürdürülebilirlik. Beslenmede aşırı kısıtlamalar yerine dengeli bir sistem uyguluyorum. Şeker ve işlenmiş gıdayı minimumda tutmak, su tüketimine dikkat etmek ve uykuyu ciddiye almak gerçekten fark yaratıyor. Ama asıl mesele şu: Yaş ilerledikçe bedenle kavga etmek yerine onunla iş birliği yapmak gerekiyor. Eskiden estetik kaygıyla spor yapardım; şimdi sağlıklı, güçlü ve enerjik kalmak için yapıyorum. Çıtır kalmanın sırrı belki de burada: Kendine bakmak bir zorunluluk değil, bir öz saygı meselesi olduğunda zaten beden de sana karşılığını veriyor.

Bir yaradılış var, kabul ediyoruz da senin vücudunu korumak için de yaptığın mutlaka belli başlı şeyler vardır uzun yıllardır. İpucu olmasa da tavsiyelerini dinlemek isteriz.

Çok net söyleyeyim; bu iş “mucize” değil, istikrar işi. Yıllardır değişmeyen birkaç temel prensibim var.


1.Ağırlık antrenmanı şart.

Kadınların en büyük hatası sadece kardiyo yapmak. Oysa kas kütlesini korumak metabolizmanın genç kalmasını sağlıyor. Haftada en az 3 gün mutlaka direnç çalışıyorum.


2.Aç kalmıyorum.

Şok diyetler, sıfır karbonhidrat dönemleri… Bunlar kısa vadeli sonuç verir ama uzun vadede bedeni yorar. Protein ağırlıklı, dengeli ve sade besleniyorum. İşlenmiş gıda ve şekeri minimumda tutuyorum ama tamamen yasaklamıyorum. Yasak sürdürülebilir değil.


3.Su ve uyku.

Basit gibi ama en etkili ikili bu. Yeterli su içmek ve kaliteli uyku, ciltte ve vücutta gerçekten fark yaratıyor


4.Kortizolü kontrol etmek.

Stres, vücudu en hızlı yaşlandıran şey. Nefes egzersizi, yürüyüş, doğada vakit geçirmek… Bunları lüks değil, ihtiyaç görüyorum.


5.Disiplin ama takıntı değil.

Sürekli tartıya çıkmam. Aynaya bakarım, enerjime bakarım. Çünkü beden sadece estetik değil; enerji demek. Ve en önemlisi: Yaş ilerledikçe incelmek değil, sıkı ve güçlü kalmak hedef olmalı. Ben artık “zayıf olayım” diye değil, “güçlü olayım” diye çalışıyorum.
Gerçek formun sırrı, genç görünmek değil; güçlü kalmak.

Bir röportajında okumuştum, hayatında sana akıl veren, seni eleştiren insanlara yer açmıyormuşsun. Nasıl başarıyorsun böyle bir dönemde bunu?

 

Bunu bir anda başarmadım; zamanla öğrendim. Eskiden herkesi dinlemem gerektiğini sanıyordum. Özellikle göz önündeysen, herkesin senin hayatınla ilgili bir fikri oluyor. Ama bir noktada şunu fark ettim: Her fikir değerli değil. Ben artık eleştiriyle akıl vermeyi ayırıyorum. Yapıcı eleştiri gelişim sağlar; ama hadsiz yorum sadece enerji tüketir. Sınır koymayı öğrendim. Nazik ama net. Herkese kendimle ilgili söz hakkı vermiyorum. Bunun sırrı şu oldu: Onay ihtiyacımı azalttım. İnsan alkışa bağımlıysa, eleştiriye de bağımlı oluyor. İç sesim güçlendikçe dış seslerin etkisi azaldı. Bu dönemde bunu başarmanın yolu biraz da seçicilikten geçiyor. Kimle vakit geçirdiğin, ne okuduğun, ne izlediğin… Hepsi zihinsel bir beslenme biçimi. Ben artık zihnime de bedenim kadar özen gösteriyorum.
Çünkü huzur, herkesi susturmakla değil; kimin sesini duyacağına karar vermekle geliyor.

Nihat Odabaşı'nın kadrajından çıkan bu şahane çekim karelerinde de kusursuzluk ön planda. Elinize, gözünüze sağlık ikinizin de. Bu yıl sık sık böyle enerjisi yüksek projelerde görecek miyiz seni?

 

Nihat Odabaşı gerçekten işini sanat seviyesinde yapan nadir isimlerden biri. Onun kadrajına girdiğiniz anda şunu hissediyorsunuz: Sizi sadece dış görünüşünüzle değil, enerjinizle görüyor. Işığı kullanışı, detaylara verdiği önem, bir bakışı bile hikâyeye dönüştürebilme yeteneği… Bu çok özel bir bakış açısı. O yüzden onunla çalışmak her zaman bir konfor alanı değil, bir yükselme alanı. Sizi daha iyi versiyonunuza taşıyor.
Bu karelerdeki etki varsa, bunun en büyük payı Nihat’ın vizyonunda. O, karşısındaki kadını parlatmayı çok iyi bilen bir göz. Ve bence Türkiye’de estetik dili en güçlü fotoğrafçılardan biri. Onun objektifinden çıkmak her zaman ayrı bir ayrıcalık.

Bol bol seyahat ediyorsun. Seni en çok etkileyen yerlerin başında nereleri var? Neden?

 

Roma’nın yeri bende gerçekten çok ayrı. Roma başka bir ruh taşıyor. Orada yürürken sadece bir şehirde değil, tarihin içinde yürüyormuş gibi hissediyorsun. Her köşe başında bir hikâye, her taşta bir asalet var. Bu duygu beni çok etkiliyor. Özellikle sabah erken saatlerde, şehir henüz kalabalık değilken o atmosferi solumak… Zamansız bir zarafet hissi veriyor. Moda ve estetik tarafımı da besliyor Roma; çünkü orada güzellik gösterişli değil, köklü. Sanırım beni en çok etkileyen şey şu: Roma insana “acele etme” diyor. Gücünü bağırmadan hissettiren bir şehir. Ve ben o sakin ama güçlü enerjiyi çok seviyorum.
 

Bize beslenme ve spor rutininden bahsetmeni istiyoruz. Tüm kadınlar bunu merak ediyor, inan :)

 

Çok iyi anlıyorum bu merakı ama en başta şunu söyleyeyim: Benim rutinim “mükemmel” değil, sürdürülebilir. Yıllardır değişmeyen birkaç temel alışkanlığım var.

Beslenme düzenim;

  • Sabah: Güne mutlaka proteinle başlıyorum. Yumurta, avokado, bazen lor peyniri. Yanına bol yeşillik. Kan şekerini dengede tutmak günün geri kalanını kurtarıyor.
  • Ara öğün: Kuruyemiş ya da yoğurt.
  • Öğlen: Izgara balık/tavuk + salata.
  • Akşam: Daha hafif; sebze ağırlıklı.
  • Kuralım: Şeker ve işlenmiş gıdayı minimumda tutuyorum ama “asla” demiyorum. Haftada bir sevdiğim şeyi suçluluk duymadan yerim.
  • Bol su içiyorum ve akşam geç saatlerde yememeye özen gösteriyorum.

Spor rutinim ise;

  • Haftada 3–4 gün ağırlık antrenmanı. Kas kütlesini korumak yaş aldıkça çok önemli.
  • Yürüyüş. Özellikle açık havada tempolu yürüyüş hem bedenime hem zihnime iyi geliyor.
  • Core ve esneme. Postür her şey. Zarif görünmenin sırrı biraz da dik durmak.
  • Şunu da ekleyeyim: Artık “zayıf olmak” için değil, güçlü ve enerjik olmak için spor yapıyorum. Bedenime yatırım yapıyorum gibi düşünüyorum.
     

Son olarak hepimizin çok ümitli olduğu bir yıla girdik ve sen de bizim bahar kapağımızdasın. Birbirimize şans getireceğimize inanıyoruz. Senin 2026 için beklentilerini dinlemek isteriz.

 

2026’ya gerçekten umutla bakıyorum. Hayatımın bu döneminde beklentilerim artık daha sakin ama daha derin. Gürültülü hedeflerden çok, içime sinen başarılar istiyorum.
Öncelikle sağlık… Çünkü her şey onun üzerine kuruluyor. Güçlü, enerjik ve üretken kalmak en büyük dileğim. Kariyer tarafında ise daha seçici ama daha etkili projeler olsun istiyorum. Uluslararası ayağı olan, estetik dili güçlü, iz bırakan işler… Sadece görünür olmak değil, gerçekten değer katan işlerin içinde olmak. Özel hayatımda ise denge. İş, aile, kendim… Bu üçgeni sağlam kurabildiğim bir yıl hayal ediyorum. Daha çok seyahat, daha çok ilham, daha çok iç huzur. Ve en önemlisi; 2026’nın kadınlar için cesur bir yıl olmasını diliyorum. Kendi potansiyelini ertelemeyen, “geç kaldım” demeyen, yeniden başlayan kadınların yılı olsun. Eğer bahar kapağında birlikteysek, ben de şuna inanıyorum: Enerji enerjiyi çeker. Güzel bir niyetle başlayan yıl, gerçekten güzel sürprizler getirir.


 

Bestyle Magazin
Editör / Yazar
Diğer Yazıları Gör

Furkan Palalı X beMAN Magazine Ocak & Şubat 2026

Ali Öner X beMAN Magazine Mart 2026

Bültenimize kayıt olmak
ister misin?

Be Style haberlerini ve gündemini takip et.

Şimdi Kaydol