Bu Ay BeStyle'da Oya Okar Var!
RÖPORTAJ TUĞÇE ORÇUNUS
FOTOĞRAF ENES KAHRAMAN
STYLING MURAT HAN
SAÇ CEVAHİR OGUNER
MAKYAJ AKIN ÜNAL
VİDEO ÜNAL AVCI
FOTOĞRAF ASİSTANI HAKAN TANDOĞAN
STYLING ASİSTANI BELİZ COŞKUN
MEKAN THE WINGS HOTEL COLLE
DİJİTAL İÇERİK DİREKTÖRÜ TUĞÇE ORÇUNUS
KURUMSAL İLETİŞİM MUKADDES KAYA
DİJİTAL İÇERİK EDİTÖRÜ YAĞMUR ÖZER
Oya ile sıcak bir İstanbul gününde, şahane bir otel ambiyansında buluştuk. Yaz sayımızın kapak çekimini gerçekleştirirken uzun bir sohbet etme şansı da yakalamış olmak çok keyifliydi. Yıllardır ekranlarda olan, hatta upuzun bir yolculuktan yeni çıkmış Oya Okar, şimdilerde yepyeni projesi için epey heyecanlı. Yeni şeyler öğrenmeyi ve denemeyi çok seven biri olduğunu bildiğimiz için rolünün hakkını tam anlamıyla vereceğinden eminiz. Bu zamana kadar çalıştığı herkesten bir şeyler öğrenmeyi başarmış, her geçen gün de başarılarına yenilerini eklemek için çabalayan Oya, şimdi yaz sayımızın kapağında! Bizce, birbirimize uğur getireceğiz.
Kariyer geçmişine baktığımızda TV'de çok güzel işlerde yer aldığını, hatta hiç durmadan arka arkaya seni izlediğimizi fark ettik. Ne mutlu. Bu oyunculuğa ilk adım atış üniversiteyle birlikte mi gerçekleşti? İstanbul Üniversitesi tiyatro mezunusun çünkü.
Teşekkür ederim, ne mutlu bana. Aslında oyunculukla ilk tanışmam lise tiyatrosuyla oldu. Profesyonel olarak oyunculuğa ise konservatuvarda öğrenciyken başladım. Öğrencilik ve çalışma hayatı iç içe geçti. Çalışırken içinde olduğun projeye odaklanıyorsun. O yüzden dışarıdan nasıl göründüğünü çok düşünmüyorsun.
Sonrasında da 'Drama ve Oyunculuk' bölümünde akademisyen olarak yer almışsın, bu hep yapmak istediğin bir şey miydi?
Hayır, akademisyen olma hayali kurmadım hiç. Aslında oldukça yoğun bir tempoda çalışmaya alışmışken, bir anda tempom yavaşladı. O zamanı nasıl değerlendireceğimi düşünürken kendimi yüksek lisans başvurusu yaparken buldum. Sanırım bunda hep meraklı biri olmamın payı var. Yeni şeyler öğrenmeyi, denemeyi seviyorum. Galiba öğrenci olma hâlini de bu yüzden seviyorum. Düşününce bunun biraz aileden gelen bir tarafı da var. Abim ve ben ilkokul ödevlerimizi yaparken, masanın diğer ucunda annem kendi akademik çalışmalarını yapardı.

Kariyerinin başladığı ve yer aldığın yapımların çoğunda iyi ekiplerle, başarılı isimlerle çalışma fırsatı yakalamışsın. Bunu biraz da şansa bağlıyor musun?
Şansın payı olduğunu inkâr edemem. Hepimizin hayatında doğru zamanda, doğru insanlarla karşılaşmasının büyük etkisi var. Ama ben bunu sadece şansla açıklayamam. Bir projeye dahil olduktan sonra o işe nasıl yaklaştığınız da önemli. Ben hep hazırlıklı olmaya, dinlemeye, gözlemlemeye ve çalıştığım herkesten bir şey öğrenmeye çalıştım. Bugün de aynı şekilde çalışıyorum.
Peki bir projeyi kabul etmende senaryo dışında belirleyici olan en önemli kriter ne oluyor?
Senaryo zaten çok önemli ama o hikâyeyi kimin anlatacağı ve bunu hangi ekiple anlatacağı da bir o kadar önemli. Çünkü bütün bu parçalar bir araya geldiğinde o dünyanın gerçekten kurulacağına inanabilmem gerekiyor. Bütününe inanmadığım bir dünyanın içinde yer almak istemem. Karakterin de bana yeni bir oyun alanı açması önemli. Daha önce keşfetmediğim, denemediğim yerlere bakmaya zorlayan karakterler, beni her zaman daha çok heyecanlandırıyor.

Mesela Arka Sokaklar. 2015-2023 yılları arasında yer aldıktan sonra ki baya uzun bir süre bu, 24-26 yılları aralığında yeniden giriyorsun. Aynı projede uzun süre yer almak, farklı projelerde rol alma planlarını etkiledi mi?
Açıkçası diziye başlarken on yıla yakın bir süre aynı karakteri oynayacağımı hiç düşünmemiştim. Ama zaman içinde Selin karakteri seyirciyle çok güçlü bir bağ kurdu. O bağ her sezon biraz daha büyüdü ve farkına varmadan yıllar geçti. Böyle bir karaktere hayat vermiş olmak benim için gerçekten çok kıymetli. Arada diziden ayrıldığım dönemde bilinçli olarak durmayı seçtim. Sanatta Yeterlik (Doktora) eğitimimi tamamlamak istiyordum ve o zamanı kendime ayırdım. Sonra Selin ve Mesut'un hikâyesi yeniden kurulunca ben de geri döndüm. Açıkçası geri dönmek gibi bir planım yoktu ama hem o hikâyenin kendi içinde tamamlanacak bir tarafı vardı hem de seyirciyle kurduğu güçlü bağı görmezden gelemedim. Elbette böyle uzun soluklu bir projede yer alınca takvim nedeniyle başka işlerde oynamak pratikte çok mümkün olmuyor.

Uzun soluklu dizilerde yer almanın avantajları ve dezavantajları mutlaka vardır. Sen komiser Selin olarak bu macerana nasıl bakıyorsun? Nasıl bir deneyimdi senin için?
Dezavantajı oldukça yorucu bir temposu olması ve sizi oyuncu olarak oynadığınız karaktere sıkıştırması sanırım. En büyük avantajı ise seyirciyle kurduğunuz organik bağ. Arka sokaklar hayal bile edemeyeceğim büyüklükte bir sevgiyle sarmalanmamı sağladı ve ben bunun için minnettarım.
Aynı karakteri taze tutmayı nasıl başardın?
Bütün bu süreçte oyuncu olarak beni en zorlayan ama aynı zamanda en çok geliştiren şey karakteri taze tutma çabası oldu sanırım. Burada elbette senaryonun da büyük payı vardı, beni çok destekledi. Ben de hiçbir zaman "Tamam, ben Selin'i çözdüm." diye düşünmedim. Her sezon Selin'i yeniden anlamaya çalıştım. Mesut'la ilişkisi, ekibi, yaşadığı kayıplar… Bütün bunların onu dönüştürmesine izin verdim. Oyuncu olarak onun içinde yeniden keşfedecek küçük alanlar bulmaya çalıştım. Sanırım karakteri taze tutan da buydu. Bugün dönüp baktığımda, iyi ki Selin’i oynamışım diyorum, onunla geçirdiğim yılların bana çok şey kattığını görüyorum. Ama oyuncu olarak beni en çok besleyen şey hâlâ yeni karakterlerle karşılaşmak. Sanırım şimdi biraz o merakın peşinden gitmek istiyorum.

2005'ten bu yana ekranlardasın. Yıllar içinde sektörde gözlemlediğin en büyük değişiklikler neler oldu?
En büyük değişiklik ne yazık ki dizi sürelerinin giderek uzaması oldu.
Dijital platformların yükselişi, sizlerin oyunculuk anlayışınızı ve proje seçimlerinizi nasıl etkiliyor, bu ciddi bir merak konusu.
Aslında ben mecraların birbirini beslediğine inanıyorum. Dijital platformlar hikâye anlatıcılığına farklı bir ritim, farklı bir cesaret kattı; ulusal kanallar ise hâlâ çok geniş kitlelere aynı anda dokunabilme gücüne sahip. İkisi de oyuncuya başka deneyimler sunuyor. Benim oyunculuk anlayışımı değiştiren şey mecra değil, anlatılan hikâyelerin çeşitlenmesi oldu. Artık seyirci de çok daha seçici; bu da bizi daha özenli işler üretmeye teşvik ediyor. O yüzden bir projeye bakarken ilk düşündüğüm şey hâlâ aynı: Bu hikâyenin anlatılmaya değer bir sözü var mı ve ben o sözün bir parçası olmak istiyor muyum? Eğer cevabım “evet” ise, o hikâyenin dijitalde ya da ulusal bir kanalda olması fark etmiyor.

Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin oyunculuk sektörünü nasıl değiştireceğini düşünüyorsun?
Yapay zekânın üretim biçimlerini değiştireceği çok açık. Ama oyunculuğun merkezinde hala insan deneyimi var. Oyunculuğun en heyecan verici tarafı bence hâlâ iki insan arasında o anda doğan, önceden tamamen hesaplanamayan şey. Bir bakış, bir sessizlik, partnerinden gelen beklenmedik bir tepki... Oyunculuk biraz da o anın içinde birlikte keşfetmek demek. Ben bunun hâlâ çok insana ait olduğuna inanıyorum.
Peki sosyal medyada görünür olmak ile özel hayatı korumak arasında denge oldukça önemli. Sen bunu nasıl kuruyorsun?
Oyuncu olarak görünür olmak işimin bir parçası ama insan olarak kendime ait bir alanımın kalmasını da önemsiyorum. Çünkü o alan sadece dinlenmek için değil, gözlem yapmak, yaşamak ve beslenmek için de gerekli. Benim yaptığım iş biraz da hayatı biriktirmekle ilgili. Çok sık paylaşım yapan bir kullanıcı olduğumu söyleyemeyiz ama sosyal medyayı takip ediyorum elbette.
Yakında yepyeni bir proje haberi var gibi hissediyoruz, doğru mu? Gizli değilse yeni çalışmalarınla ilgili ipuçları rica etsek.
Evet, doğru. Yeni bir projeye başlıyorum. Şimdilik çok fazla detay paylaşamam ama hem oynayacağım karakter hem de hikâyenin kurduğu dünya beni gerçekten heyecanlandırıyor. Seyircinin de beni alışık olduğundan çok daha farklı bir karakterde izleyeceğini söyleyebilirim.
